izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2013

Kelebegin Rüyası

Bu filmi fragmanını gördüğüm ilk günden beri dört gözle bekliyordum,bu heyecanla vizyona girdiği ilk gün daha kimse yorum yapmadan görmek istedim :) Bir yandan filmlerle ilgili yorumları okumadan da edemiyorum,sırf bu yüzden bir çok filme vizyonun ilk günü gidiyorum ki büyü bozulmasın:)Efendim zaten dönem filmlerinin hastasıyım üstüne bir de biyografi olunca tam benlik :) Fiction filan hiç bana göre değil..Neyse benim beklentilerim biraz daha fazla olduğu için,gözümde baya baya büyütmüşüm,ufak bir hayal kırıklığı yaşadım.Bu filmin fragmanı bence çok iyi hatta filmden daha iyi diyebilirim :)
 Bu yüzden beklentiniz çok yüksek oluyo.Film bazı yerlerde ağır ilerliyo gibi ama yine de gidip görülmesi gerekenlerden :) 

Kendi kendime en eğlendiğim noktalar Kıvanç Tatlıtuğ'un sahneleriydi çünkü "aha şimdi Kuzey ruhu ortaya çıkıcak"  bi adım sonra "Laaan" diye bağırcak  gibi hissettim:)Şartlı Refleks:)Ama böyle bi sahne olmuyo,oğlumuz gayet efendi,gayet munis bu filmde :)Kim ne derse desin Kıvanç oyunculuğunu baya baya ilerletti,film için 20 kg vermiş,zaten ne kadar zayıf olduğu gözünüze batıyo.Bi an evvel şu Kuzey rolünden kurtulmalı artık :)
Mert Fırat'a zaten diyeceğim yok oldum olası tuttum çocuğu :)Amaa gel gör ki Belçim Bilgin Erdoğan-cık cıık ol-ma-mış diyorum,liseli bi kızı oynasa bile çoğu sahneler de inanılmaz yapmacık geldi bana,bu kız çok iyi filmlerde hep iyi rollerde oynamasına rağmen bi adım ilerleyemedi sanki,tamamen eş kadrosundan yararlanıldığı bariz ortada..Filmde en ilgimi çeken noktalardan biri kostümlerdi,baa-yıl-dım :)

Daha fazla spoiler,ya da konusu hakkında detaylı bilgi vermek istemiyorum,nette bi dolu mevcut zaten,gidin görün sizin de yorumlarınızı alayım,bir de hafızanıza kazınan replikleri yorum olarak alta yazın :) Benim en beğendim ve instagramda paylaştığım replikler de altta :)













3 Kasım 2012

Evim Sensin!



Efendim bu filmi kaç zamandır medyamız saolsun abartıp duruyodu, Fahriye Evcen'in söylediği türkü de tık rekorları kırınca ister istemez bende merak ediyodum ama malum film "A moment to remember" 'in uyarlaması(hatta tıpkısı da diyebiliriz)olduğu için izlemeyi pek düşünmüyodum.Benim filme gidiş amacım ise tamamen fragmanlardaki "Şantiye sahneleriydi" :)Acaba hangi şantiyede çektiler,iş ayakkabısı giymişler midir, baretleri ne renk  vs :) Neyse efendim bu düşüncelerle,biraz da türk filmi izleyim kafam dağılsın,Türk sinemasına destek olalım diyerek,dün akşam sularında izledim.Film izlemek için genelde en az kalabalık olan seansları seçerim,hafta içi Toryum Cinetech'de in cin top oynar, koca salonda tek başıma film izlediğim bile olmuştur.Amanııın bu sefer kalabalığı görünce şoke oldum resmen,vay arkadaş milletimiz ne kadar Özcan Deniz hayranıymış da haberim yokmuş yanii.Salon full doluydu bi de millet çoluğunu çoçuğunu kapmış da gelmiş :)Ha bir de meğersem ilk günüymüş :)


Burdan sonrası Spoiler içerebilir dikkat :)Film başladı ben resmen pişman oldum ilk başlarda, Allahıım o Fahriye ne hale gelmişti, sanki dersin ilkokul 1. sınıf çocuğu konuşuyo,kikirdiyo filan,kendince aşk oyunları yapmalar,işveler,Şantiye sahneleri de baya saçma,gerçekten uzak gelince,dedim noluyoruzz yaa bu nedir :) Özcan'cım desen bi havalar,bi artizlenmeler sanırsın Hollywood starı :) patronun kızı inşaat işçisine hemencecik aşık oluyomuş daaa, kendi şantiyelerimi düşündüm bi an,yok daha neler dedim,işçiler bırak kızını görmeyi,patronun yüzünü bi kere bile göremezler :)İlk yarıda "Ya sonra" filmi geldi aklıma o filme de biraz önyargıyla gitmiştim ama bu sefer Özcan'ın baya kolaya kaçtığı bariz açıktı, İlk filmi "Ya sonra" nispeten daha iyiydi bana göre:) (Gerçi Ya sonra filmine de sırf şantiye sahneleri için gitmiştim itiraf ediyorum :D )



İkinci yarıda  duygusallığın dibine vurarak, resmen seyirciye oynamış,yani klasik türk yeşilçam seyircisine:)
Ama o da ne, ilk yarıdaki,  çok saçma bu ne yaa diyerek,  filme gülen ben, ikinci yarıda hönkürdemeye başlamıştım :) Tamam hassas(!) dönemimdeyim,duygusala bağlamış olabilirim, ama bu kadar da olmaz ki niye ağlıyorum ben yaaa demeye başladım :) Hayır ağlıyorum bi yandan da  niye ağladığıma sinir oluyorum :) Şantiyelerde çalışa çalışa bu kadar mı arabeskleştim ben yaaa diyorum kendi kendime :)Neyse film bitti, ışıklar bi açıldı ki ne göreyiiim, bütün salon ( tabiisi bayanlar) elinde selpaklar,ağlamıyo hönkürüyo resmen :) Dedim Özcan abimiz  bunu yapmak istemiş sonuçta da başarmış yanii :) Sonuç olarak klasik türk filmlerini seviyosanız gidin izleyin,ama çokça bi sanatsal yön beklemeyin:) Daha iyi bi türk filmi izleyim diyorsanız "Uzun Hikaye" yi mutlaka izleyin derim :) sanırım onun için ayrıca bir post yapmam gerekecek :)



Fahriye kızımızın çıtı pıtı güzelliğine diyeceğimiz yok tabii, hatta bu filmde makyajsız çok daha güzeldi bence, üstüne sesi de fena değilmiş hani:) ama bu türküyü asıl Yasemin Yıldız'dan dinlemeniz lazım




7 Mart 2012

Seksenler :=)

 Artık salı akşamlarımın vazgeçilmezi Seksenler dizisi..Her ne kadar 80'lerde çok hatırlayabildiğim anılarım olmasa da, zorlu yıllar olsa da, 90'lara yansıyan kısmıyla yaşasam da bu yılları daha çok seviyorum :) 
Neden mi?


Barış Manço ile Adam olacak çocuk+Cosby ailesi+Alf+Arap bacıyı izleyebildiğim için 



Merdaneli makine eğlenceli olduğu için:D+Davulda pişen çıtır börekler çok lezzetli olduğu için+Kuponları biriktirip daha sonra bayiiden almak için sıraya girdiğimiz Meydan Larousseler çok kıymetli olduğu için+Babalarımızın eski eşyalarını verip gıcır gıcır plastik leğen kova vs alabildiğimiz için :-)


Çevirmeli telefon+ jetonlu ankesörlü telefon+Gırgır+Yeni nesilin hiç anlayamayacağı kaset sarma olayını bildiğim için 


Ayşegül ve Cin alinin maceralarını okuduğum+susam sokağını izlediğim+Walkman'e sahip olduğum için :)





 Bakkala  gidip patlayan şeker+para çikolata+leblebi tozu +turbo sakız alabildiğim için :=)




Bu hatıralarınızın canlanması ve yüzünüzde gülümseme oluşması için bu diziyi ısrarla izleyin diyorum :)

Dizideki karakterler de çok sıcak bizden gibi oyunculuklarına zaten diyecek söz yok !






13 Şubat 2012

Au-Pair'lik Maceram ve “The Help” Halen izlemediyseniz !

Üniversiteden mezun olmadan bir önceki sene İngiltere-Londra'ya dil eğitimi almak için "Au-Pair" olarak gitmiştim.(Bilmeyenler için Dip-not: Au Pair,kelime anlamı olarak annenin yardımcısı demek,au pair olarak farklı bir ülkeye gitmenin asıl amacı; bir ailenin yanında kalarak,o ülkenin dilinin ve kültürünün öğrenilmesi)
Şu anda vizyonda olan The Help (Duyguların Rengi ) filmini izlediğimde,her ne kadar ben "The help"olmaktan gayet memnun kaldıysam bile Au-pairlik hatıralarım canlandı :)

Film aslında, özellikle 60'lı yıllarda Amerika'da tavan yapan siyah-beyaz ırk ayrımını ele alıyor, konu filmde o kadar duygusal ele alınmış ve oyunculukları o kadar güzel ki gözyaşlarınızı tutamayabilirsiniz.
O yıllarda siyah-beyazlar arasındaki ırk  ayrımı ne yazık ki, resmi olarak,yani yazılı kanunlar ile mevcutmuş.Filmde en çok etkilendiğim sahnelerden biri (spoiler içerebilir:) ) siyahi yardımcıların pis- hastalıklı gibi varsayılıp kullanacakları lavaboların ayrı olması idi:( Ki zamanında alttaki fotolardan da görüldüğü gibi daha da kötü uygulamalar malesef ki yaşanmış:( Asıl ilginç olan,hep düşünmeden edemem, bu şekilde ırkçılığı resmiyete döken Amerika'nın,şimdiki başkanı Obama'nın afroamerican olması !


                                     
                                              Lavabolar siyahlar-beyazlar diye ayrılmış!
Otobüslerde sadece arka koltuklar siyahilere ayrılmış ve ön kapıdan sadece beyazlar binebiliyo!
(Bu duruma ilk karşı çıkıp protesto eden Rosa Parks,tutuklanıp hapse girse de sonunda
davası sonuç vermiş)


Benim au-pairlik anılarımın canlanmasına gelecek olursak: Bende filmdeki gibi evin çocuklarına bakmak,onları beslemek,temizlemek,okula götürmek,çamaşırlarını yıkamak,odalarını toplamak vs. gibi tüm işlerden sorumluydum,ama evlerinde kaldığım aileler çok şükür ki,beni sadece bakıcı olarak görmeyip,ailenin üyesiymişim gibi davrandılar.
 Londrada geçirdiğim süre boyunca iki aile ile yaşadım,ilk ailemdeki bebeğim alttaki melekti:)


 Malesef ki 8 aylık bebek olduğu için epeyce zorlandım :( ailemde bu durumdan pek hoşnut olmayınca çocukların yaşları daha büyük olan başka bi aileye geçiş yaptım.


Bu ailede yaşları 13-8-6 olan üç çocuktan sorumluydum,ama kendi kardeşlerimden hiç bir farkları yoktu:)
Evin annesi kendimi evimde hissetmem için gereken ne varsa yaptı,kendi ülkemde eğitimli biri olduğumu ama gurbete sadece dil öğrenme amaçlı geldiğimi,bu sebeple bana hizmetçi gibi davranılamayacağını sürekli bu cümleleriyle dile getiriyodu.("You are well educated girl,I can't treat you like a maid, make yourself at home,do not hesitate sharing your feelings about us etc..") Eve misafir filan geldiğinde kesinlikle onların yanında kendimi yine kötü hissetmemem için, hiçbir iş yaptırmazdı,aksine misafirlerle sohbet edip dilimi geliştirmem için çabalardı..Tabii ki aile ne kadar iyi olursa olsun,yabancı bi ülkede,belki de kendi evinde hiç yapmayacağın işleri yapmak, ailenden-arkadaşlarından uzak olmak içindeki burukluğu hiç bi şekilde gideremiyo :( Bu sebeplerle,filmdeki bakıcı karakterlerinin hissiyatlarını kendi içimde yaşamış gibi hissettim, halen izlemediyseniz ısrarla tavsiye ediyorum.

                                                   Son olarak filmden kareler..
 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...